AYŞE ŞAN: ORTADOĞU KADIN MÜCADELESİNİN SESLİ MANİFESTOSU
Kürt müziğinin “Taçsız Kraliçesi” olarak anılan Ayşe Şan (Eyşana Kurd, Eyşe Xan, Eyşana Elî), sadece bir dengbêj değil, aynı zamanda Kürt kadınlarının ve Ortadoğu kadınlarının toplum sal, kültürel ve siyasi baskılara karşı direnişi nin simgesel bir figürüdür. 1938’de Amed ‘de doğan Şan, feodal yapıların, devlet sansürünün ve cinsiyet ayrımcılığının gölgesinde bir hayat sürdü. Onun hikayesi, kadın mücadelesinin te mel unsurlarını yansıtır: Kimliklerini koruma, seslerini yükseltme ve sürgünlere rağmen var olma çabası. Şan’ın mücadelesi, bireysel bir hi kaye olmanın ötesinde, ezilen kadınlarının ko lektif özgürlük arayışının bir parçasıdır.
Ayşe Şan, Amed’in zengin bir ailesinde, den gbêjlik geleneğinin güçlü olduğu bir ortamda büyüdü. Babası da bir dengbêj olan Şan, evle rinde düzenlenen divanlarda Kürt klamlarını dinleyerek müzikle tanıştı. Ancak 1930’lar ve 1940’larında Ortadoğu toplumunda, kadınların şarkı söylemesi “ayıp” ve “günah” olarak görü lüyordu. Dokuz yaşında babasını kaybetmesiy le başlayan zorluklar, feodal baskılarla birleşti. Kadın cemaatlerinde ilahiler ve medîhalar söy leyerek müziğe adım atan Şan, bu dönemde cinsiyet normlarına meydan okudu. Toplumun kadınları evle sınırlayan yapısına karşı, sesini kamuoyuna duyurma cesareti gösterdi.
1958’de ailesinin zoruyla Şükrü Geyik ile evlen dirilmesi, Şan’ın hayatındaki bir başka kırılma noktasıydı. Bu evlilik, feodal düzenin kadınlara dayattığı zorunlu rollerin bir örneğiydi. Mutsuz bir birliktelik sonucu bir kızı olan Şan, baskıla ra dayanamayarak Amed’i terk etti ve Gazian tep’e yerleşti. Bu göç, ezilen kadın mücadele sinde sıkça görülen bir motif: Aile ve toplum baskısından kaçış, ama aynı zamanda yeni bir direniş alanı yaratma. Gaziantep’te radyoda çalışmaya başlayan Şan, Kürtçenin yasak ol duğu dönemde Türkçe şarkılar söylemek zo runda kaldı. Bu, onun için hem kültürel hem de cinsiyet temelli bir mücadeleydi; çünkü Kürt kadınları, hem dil yasakları hem de patriyarkal kısıtlamalarla çift yönlü baskı altındaydı.
Şan›ın erken dönemi, diğer Kürt kadın deng bêjlerle paralellik gösterir. Örneğin, Meryem Xan gibi öncüler de benzer feodal engellerle karşılaşmıştı. Ancak Şan, bu engelleri aşa rak, kadınların sanat yoluyla kendilerini ifade etme hakkını savundu. Onun direnişi, Kürt ka dın hareketinin temelini oluşturan «kendini var etme» mücadelesinin bir yansımasıydı.
1963’te İstanbul’a taşınan Ayşe Şan, müzik ka riyerinde zirveye ulaştı. “Ez Xezalım”, “Lê Lê Ximşê”, “Siverek Yollarında” ve “Gurbette” gibi şarkılarıyla ünlendi. Ancak Kürtçe müzik yap ması, devlet baskısını artırdı. 1970’ler Türki ye’sinde Kürtçe konuşmak bile suçken, Şan’ın şarkıları siyasi bir eylem haline geldi.
1972’de Almanya’ya göç etmesi, bu baskıların doruk noktasıydı. Gurbette, 18 aylık kızı Şahnaz’ı kay betti ve bu acı, “Qederê” şarkısının doğmasına neden oldu. Bu eser, sadece kişisel bir yas de ğil, Kürt kadınlarının sürgün, kayıp ve yalnızlık deneyimlerini simgeliyordu. Almanya’dan sonra İstanbul’a dönen Şan, üç çocuk annesi olarak hayatına devam etti. An cak Kürtçe şarkıları nedeniyle tehditler aldı. 1979’da Bağdat’a giderek Bağdat’ın Sesi Rad yosu’nda Eyşana Elî adıyla çalıştı. Erbil, Musul ve Duhok’ta konserler verdi.
Şan›ın göçleri, Kürt kadınlarının diaspora de neyimlerini yansıtır. Sürgün, birçok Kürt kadını için hem travma hem de direniş alanıdır. Şan, bu süreçte patriyarkal yapılara karşı da savaş tı; ailesinin ölüm tehditleri, bir kadının sahnede şarkı söylemesini «suç» olarak görmelerinden kaynaklanıyordu.
Ayşe Şan’ın eserleri, Ortadoğu kadın mücade lesinin duygusal ve ideolojik boyutlarını taşır. “Dayikê” gibi şarkıları, annelik ve kadın kim liğini merkeze alır, Kürt annelerinin acılarını dillendirir. “Qederê”, kader ve talihsizliğe kar şı bir isyan olarak okunabilir; Şan, ezilmişliği ve kederi şarkılarına dönüştürerek, kadınların sessiz çığlığını duyurdu. Bu şarkılar, ezilen or tadoğu kadınlarının tarihsel direnişini yansıtır: Susıka Sımo veya Meyrem Xan gibi dengbêjler de benzer temaları işlemişti, ancak Şan, mo dern dönemde bu geleneği sürdürdü
Şan›ın müziği, ortadoğu kadın hareketinin kül türel kanadını güçlendirdi. O, sanatı bir araç olarak kullanarak, kadınların erkek egemen alanlarda (dengbêjlik gibi) varlık göstermesini normalize etti.
Söylediği ezgilerle Kültürel direnişin barışçıl yolunu en güzel şekilde kullandı. Empati, uzla şı temelli şiddetsiz bir direniş sergiledi. Keşke bu Barışçıl mücadelesi ülkeye barışı o ölmeden önce getirebilseydi de barış içinde kendi top raklarında klamları eşliğinde defnedilebilsey di.
Ne yazık ki Ayşe Şan, 18 Aralık 1996’da İzmir’de kansere yenik düştü. Vasiyetinde ona her za man destek olan annesinin yanına Amed’e gömülmek vardı ancak patriyarkal ve siyasi yasaklar sebebi ile bu isteği 29 yıl sonra, 18 Haziran 2025’te gerçekleşti. Naaşı, Amed Yeni köy Mezarlığı’na defnedildi; bu tören, kadınla rın omuzlarında taşınarak, onun direnişine bir saygı duruşu oldu. Bu gecikme, Şan’ın hayatın daki baskıların ölümünden sonra bile devam ettiğini gösterir. Şan›ın mirası, bugün Ortadoğu kadın hareke tinde canlılığını korur. Genç sanatçılar, onun şarkılarını yeniden yorumlayarak, kadın dire nişini sürdürüyor. Belgeseller, araştırmalar ve anma etkinlikleri, Şan’ı bir ilham kaynağı hali ne getiriyor. O, ortadoğu kadınlarının özgürlük mücadelesinde bir köprü: Feodal baskılardan modern siyasi direnişe uzanan bir yol. Şan’ın hikayesi, her kadınının sesini yükseltme hak kını hatırlatır; çünkü onun klamları, baskılara rağmen susmayan bir halkın ve kadınların ma nifestosudur.
Pınar Aydın
YAPI YOL SEN Merkez Kadın Sekreter
Kadın Dergisi / Kasım 2025